Yazarlık yolculuğuna çıktığımda en çok duyduğum cümle “ilham gelmiyor, yazamıyorum” olmuştu. Oysa yıllar geçtikçe fark ettim ki ilham, yazarlığın sadece küçük bir parçası. Asıl mesele, insanın kendini masaya oturtması ve her gün kalemini kâğıtla buluşturabilmesi. Çünkü disiplin, ilhamın kapısını açan anahtar gibi.
Çoğu zaman yazmaya oturduğumda zihnimde tek bir cümle bile belirmez. Ama kelimeleri zorlayarak da olsa kâğıda döktüğümde, birkaç sayfa sonra beklenmedik bir şekilde içimde bir akış başlar. İşte o an ilham dediğimiz şey ortaya çıkar. İnsan, çalışmaya başladığında beynini de yazmaya davet etmiş olur. İlhamın da buna kayıtsız kalmadığını gördüm.
Yazarlık, romantik bir hayal değil; sabır, tekrar ve disiplin isteyen bir emek. Roman yazarken karakterlerin zihninizde canlanması için, onlarla uzun zaman geçirmeniz gerekir. Bazen haftalarca tek bir sahneyi şekillendirmek için uğraşırım. Okuyucunun bir satırda hissettiği duygu, çoğu zaman yazarın aylarca verdiği emeğin sonucudur.
Kısacası, yazarlıkta mucizevi ilham anlarını beklemek yerine, her gün kalemi eline almayı öğrenmek gerek. Çünkü yazmaya gönül veren biri için ilham, en çok çalışırken gelir.