Geçen hafta sonunda Orhan Pamuk'un bu efsane romanını yeniden okuma fırsatı buldum ve her okuyuşta farklı şeyler keşfettiğimi bir kez daha fark ettim.
Benim Adım Kırmızı, 16. yüzyıl Osmanlı İstanbul'unda geçiyor. Hikaye, minyatür sanatçıları arasındaki bir cinayetle başlıyor. Pamuk bu romanında Doğu ile Batı sanat anlayışı arasındaki derin çatışmayı, aşkı ve kimlik meselesini ustaca işliyor.
Romanın en güçlü yanlarından biri çok sesli anlatım tekniği. Her bölüm farklı bir karakterin, hatta bir köpeğin, bir ağacın ya da bir altın sikkenin ağzından anlatılıyor. Bu kurgu başta biraz karmaşık gelebilir ama alıştıktan sonra son derece zengin ve sürükleyici hale geliyor.
Pamuk'un Türk minyatür sanatına dair anlattıkları gerçekten büyüleyici. Körleşme meselesi, sanatçı kimliği ve üslup tartışmaları bugün de geçerliliğini koruyan sorular.
Siz bu romanı okudunuz mu? Hangi karakteri en çarpıcı buldunuz? Benim için Kara ile Şeküre arasındaki aşk hikayesi hep en vurucu kısım olmuştur.